Kaybettiğini sandığın her şey aslında hala senin…!

Ne acı emeklerinin bir anda boşuna gittiğini görmek umut aşıladığın yüreğine dokunduğun kişilere bir gün sadece uzaktan bakmak, hayatına girdiği için şükrettiğin insanın bir zaman sonra sana el oluşunu seyretmek ve derin bir iç çekmek.
Çok garip demekten başka ne düşer ki insana? Üstüne titrediğin, yeri geldiğinde hiç birşeyi paylaşmaktan çekinmediğin, eşin, sevgilin, kardeşin, en yakın arkadaşın.. Hepsinin kendine göre haklı gidişi vardır mutlaka ama bu aynı zamanda manidardır da. Tam olarak nasıl bilebilirsin ki başına bunların geleceğini, sonsuz güvendiğin insanların bir gün seni inandığın yerden kıracaklarını. Kırıldığın insanların sana ne kadar yakın olduğunun, hayatında ne kadar yer kapladığının bir önemi var mı? Akrabanmış, dostunmuş, sevgilinmiş, eşinmiş ne fark eder? Açmışsın bir kere yüreğini. Herkesten saklar sakınırsın zarar görmesini istemezsin, mutlu olduğunu sanırsın ama unuttuğun bir şey vardır: karşındakine sevgi verdikçe o hep daha fazlasını istemeye başlar, yetinemez. Senden hep daha fazlasını isterken sana sevgi vermeyi unutur belki bilerek belki bilmeyerek. Sonunda bir bakarsın başkalarına sevgi vermekten, onlara anlam yüklemekten kendini tüketmişsindir, bitirmişsindir ve işin kötüsü bu kimsenin umurunda değildir. Sen onları iyileştirirken onlar seni yaralamış, dahası sanki böyle bir hakları varmışçasına en ufak bir tereddüte düşmeden yapmışlar. Korkunç bir hoyratlık bu. Bir insanı bu denli korkutucu bir hale getirmek için ondan almamız gereken tek şey vicdanı. Vicdanı elinden alınan insan katil de olur, hırsız da olur, yerdeki taşa da, ağaçtaki tomurcuğa da, bahçedeki çiçeğe de, sokaktaki hayvana da merhamet etmez.

Her gece uyumadan çocuğumuza, eşimize, sevgilimize, dostumuza hep aynı dilekte bulunuruz değil mi? ‘’Allah rahatlık versin.’’ Dilimize pelesenk olduğu için belki çok fazla anlamına dikkat etmeyiz fakat aslında hayatımızdaki en önemli dileklerden biridir bu. Rahatlık versinden kastımız rahat bir yatak, kuş tüyü bir yastık ya da yumuşak bir yorganın verdiği rahatlık değil tabii ki. Rahatlık dediğimiz şey kalp rahatlığı, akıl rahatlığı, vicdan rahatlığı. Çünkü insan en çok kendiyle baş başa kaldığında dürüst davranır, dünyayı kandırır da bir tek kendine yalan söyleyemez. İşte bu yüzden çok mühimdir bu dua. Yaradan rahatlık versin. İç huzuru versin. Başımız yastığa düştüğünde ses seda etmeyen bir vicdanımız varsa tamamdır. Çünkü elle tutulur, gözle görülür hiçbir uzvu olmamasına rağmen konuşabilen tek şey vicdanımızdır. Susturamıyorsan geçmiş olsun.

İnsanız, yaşıyorsak kazanmak da var kaybetmek de. Kayıplarımız da, bize ait olanlar da hayatımızın merkezine koymamız gereken şeyler değil. Çünkü aslında onlar bize emanet edilen şeyler. Kaldı ki sonsuz bir kayıplıktan bahsetmek de pek mümkün değil. Hadi size bununla ilgili bir hikaye anlatayım.

Yazar Franz Kafka 1923 yılında, yani ölümünden birkaç ay önce, Almanya’nın Berlin şehrinde parkta gezinirken ağlayan bir kız çocuğuyla karşılaşmış. Çocuk oyuncak bebeğini kaybettiği için çok mutsuzmuş. Kafka, ona umut olmaya karar vermiş. Küçük kıza, bebeğiyle az evvel yolda karşılaştığını ve onun aslında kaybolmayıp bir seyahate çıktığını anlatmış. Oyuncak bebeğin de bu yolculuk esnasında, sahibi olan küçük kıza mektup yazacağına dair Kafka’ya söz verdiğini söylemiş. Kafka, küçük kıza umut olmak için anlattığı hikayeyi yarıda bırakmak istememiş ve ona farklı yerlerden küçük kızın çok sevdiği oyuncak bebeği adına mektuplar yazıp yollamaya başlamış. Kızın bebeği, bu mektuplarda yolculuğunda yaşadığı olayları, başından geçen maceraları anlatıyormuş. Kafka’nın hikayesine göre bebek küçük kıza en son mektup yerine bir paket yollamış. Paketten, kızın kaybolan bebeğine hiç benzemeyen ama yeni bir oyuncak bebek çıkmış ve bebeğin yanına iliştirilmiş küçük bir not varmış. Notta şöyle yazıyormuş: ’’Yaptığım uzun yolculuk beni çok değiştirdi.’’ Küçük kız bebeğinin farklı olduğunu anlamış ama bunu önemsememiş, evet bu uzun yolculuk bebeğimi değiştirmiş olabilir diye düşünmüş. Kafka, küçük kıza bebeğini vermeden önce bebeğin içine küçük bir not daha koymuş fakat küçük kız o zaman bunu görememiş. Aradan yıllar geçmiş, küçük kız büyümüş, genç bir kız olmuş. Bebeği de artık eskimiş. Genç kız bir gün bebeğini alıp ona bakarken bebeğin içinde küçük bir kağıt parçası olduğunu fark etmiş. Evet bu not Kafka’nın yıllar evvel yazıp sakladığı notmuş ve notta şu yazıyormuş: ”Sevdiğin her şeyi er ya da geç kaybedeceksin, ama sonunda sevgi başka bir surette sana geri dönecektir.”

Aslında hayatımız tam da bu hikaye gibi. Evet kaybediyoruz, yitiriyoruz isteyerek yahut istemeyerek. Acı çekiyoruz, kalbimiz daha önce hiç bu kadar kötü kırılmadı sanıyoruz, bu acı hiç geçmeyecekmiş gibi hissediyoruz ama işin aslı öyle değil. Bu dünyaya sınavlardan geçmek ve birilerinin sınavı olmak için geldik. Kayıplarımızın çetelesini tutarken kazançlarımızı unutursak mutsuzluk kaçınılmaz sonumuz olur. Her şey biz insanlar için. Her mutluluk, her acı, her iyilik, her kötülük. Bunlardan biri eksik olduğunda aslında biz eksik oluruz. Mükemmel dengeyi ayakta tutan tüm bu zıtlıklardır. Hepsine ihtiyacımız var ve tüm bu zıtlıkların da kendi içinde birbirine ihtiyacı var. Birini yaşamadan, tecrübe etmeden bir diğerinin kıymetini anlayamayız. Kabullenmek bu dünyadaki tek lüksümüz. Kabul etmek bir yetenektir, herkes bu ciddi işin altından kalkamaz, bunu başaramaz. Siz başaranlardan olun, hayata devam edebilmeniz için önünüze sunulan bu fırsatı kaçırmayın. Bırakın, gitmek isteyene de gelmek isteyene de kapılarınızı ardına kadar açın. Elbet doğru misafirler çalacaktır kapınızı. Yeter ki misafir ağırlamaya mecaliniz olsun. O yüzden umut etmekten vazgeçmeyin. Çünkü yaralarımızın, huzursuzluklarımızın, hayal kırıklıklarımızın tek bir şifası var o da UMUT!

Zeynep Turan

08-05-2017

Share On Facebook
Share On Twitter
Share On Google Plus
Share On Youtube
Contact us